Peygamber efendimiz namaz sonrası nasıl tesbihat yapardı ?

Ilayda

New member
Peygamber Efendimiz Namaz Sonrası Nasıl Tesbihat Yapardı? Sosyal Hayat, Kadın-Erkek ve Sınıfsal Farklılıklar Üzerinden Bir Forum Değerlendirmesi

Namazın selamla bitmesi, aslında ibadetin tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor. İnsan bazen namazdan kalktıktan sonra birkaç dakika daha sessizce oturmak, zihnini toparlamak ve Allah’ı anmak istiyor. Özellikle tesbihatın nasıl yapıldığı konusunda farklı uygulamalar görünce “Peygamber Efendimiz bunu gerçekten nasıl yapıyordu?” sorusu daha da anlamlı hâle geliyor. Bence bu sorunun yalnızca kaç defa “Sübhanallah” denileceği üzerinden ele alınmaması gerekiyor. Çünkü namaz sonrası zikir, bireysel bir ibadet olmakla birlikte cami, aile, kadın-erkek ilişkileri, ekonomik imkânlar ve toplumdaki statü anlayışıyla da ilişkilendirilebilecek bir konu.

Öncelikle temel meseleye bakalım: Hz. Peygamber’in namazdan sonra yaptığı zikir ve dualara ilişkin birden fazla sahih rivayet bulunmaktadır. Bu nedenle tek bir tesbihat biçimini “Peygamberimizin namazdan sonra yaptığı tek şekil” olarak sunmak doğru değildir.

Namazdan Sonra Hz. Peygamber’in Uygulaması Nasıldı?

Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu’nun aktardığı rivayetlere göre Hz. Peygamber, farz namazdan sonra üç defa istiğfar eder ve ardından:

“Allahümme entesselâmü ve minkesselâm, tebârekte yâ zel-celâli vel-ikrâm”

şeklindeki duayı yapardı. Anlam olarak bu dua, Allah’ın selâm ve esenlik kaynağı olduğunu ifade eder. High Board of Religious Affairs

Bunun yanında namazlardan sonra Allah’ı otuz üçer defa tesbih, hamd ve tekbir ile anmaya dair sahih hadisler bulunmaktadır. Sahih Müslim’de Ebû Hüreyre’den aktarılan rivayette, her namazdan sonra 33 defa “Sübhânallah”, 33 defa “Elhamdülillah” ve 33 defa “Allahu ekber” denilmesi, ardından “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh...” ifadesiyle yüze tamamlanması anlatılır. Sunnah

Başka bir sahih rivayette ise sayıların 33 “Sübhânallah”, 33 “Elhamdülillah” ve 34 “Allahu ekber” şeklinde olduğu görülür. Sunnah

Dolayısıyla burada önemli bir ayrıntı var: 33-33-33 ve ardından tevhid cümlesiyle 100’e tamamlama sahih bir uygulamadır; 33-33-34 şeklindeki uygulamanın da sahih hadis dayanağı vardır. Bu farklılık, sünnetin tek bir mekanik kalıba indirgenemeyeceğini gösterir.

Diyanet’in fetvasında da namaz sonrası tesbihatın namazın bir parçası olmadığı, fakat makbul ibadetlerden olduğu belirtilmektedir. High Board of Religious Affairs

Peki “Tesbihat” Deyince Bugün Bildiğimiz Uzun Metin mi Kastediliyor?

Günümüzde Türkiye’de “tesbihat” denildiğinde çoğu insanın aklına imamın veya müezzinin yönlendirdiği, salavatların, duaların ve çeşitli zikirlerin topluca okunduğu daha kapsamlı bir uygulama geliyor. Fakat bu uygulamanın bütün ayrıntılarını Hz. Peygamber’in her namazdan sonra aynı sırayla ve aynı biçimde yaptığı düşünülmemelidir.

Hz. Peygamber’in namaz sonrasında yaptığı zikirlerin temelinde Allah’ı anmak, O’nu noksanlıklardan tenzih etmek, hamdetmek, yüceltmek, istiğfar etmek ve tevhidi dile getirmek vardır.

Bu ayrımı yapmak önemli. Çünkü bazen kültürel olarak camilerimizde yerleşmiş uygulamalar doğrudan “Peygamberimiz kesin olarak böyle yapardı” şeklinde aktarılabiliyor. Oysa hadis kaynaklarına baktığımızda farklı zikir biçimlerinin bulunduğunu görüyoruz.

Bu durum ibadetin değersizleşmesi anlamına gelmez. Tam tersine, sünnetin farklı rivayetlerle bize ulaşan zenginliğini gösterir.

Tesbihatı Sosyal Bir Olay Olarak Düşünmek Neden Önemli?

Burada sosyal boyut devreye giriyor. Namaz bireysel bir ibadet olduğu kadar cemaatle kılındığında toplumsal bir deneyime dönüşüyor. Aynı safta farklı gelir gruplarından, farklı etnik kökenlerden, farklı mesleklerden ve farklı yaşlardan insanların bulunması İslam’ın ibadet alanındaki eşitlik iddiasının görünür hâle gelmesini sağlıyor.

Bir camide zengin bir işveren ile onun yanında çalışan kişi aynı safta durabilir. Üniversite öğrencisiyle emekli bir insan aynı kıbleye yönelir. Toplumda ekonomik gücü yüksek olan kişinin namaz sırasında diğerlerinden daha ayrıcalıklı bir konuma sahip olması beklenmez.

Bu noktada tesbihatın kendisi sınıfsal farklılıkları ortadan kaldıran sihirli bir araç değildir. Fakat ibadetin dili ve biçimi, insanın Allah karşısındaki konumunu maddi statüsünden bağımsız olarak düşünmesini sağlar.

Hz. Peygamber dönemine ilişkin rivayetlerde de sosyal statünün ibadet alanında belirleyici bir ölçüt yapılmadığına dair birçok örnek bulunmaktadır. Nitekim mescit yalnızca namaz kılınan bir yer değil; eğitim, danışma, toplumsal iletişim ve çeşitli meselelerin konuşulduğu bir merkezdi.

Bu nedenle namaz sonrası zikir, sadece bireyin “33 tane çekmesi” olarak görülürse toplumsal boyutun önemli bir kısmı gözden kaçabilir.

Kadınların Deneyimi Neden Özellikle Konuşulmalı?

Namaz sonrası tesbihat konusunda kadınların deneyimleri ayrıca düşünülmeli. Çünkü ibadet biçiminin kendisi ile ibadetin gerçekleştiği sosyal ortam arasında fark vardır.

Hz. Peygamber’in kadınların mescide gelmelerine engel olunmamasını açıkça söylediğine ilişkin sahih rivayetler vardır. Buhârî’de, kadınların gece mescide gitmek için izin istemeleri hâlinde engellenmemeleri gerektiği aktarılır. Sunnah Başka bir Buhârî rivayetinde ise Hz. Peygamber’in sabah namazında kadınların cemaatten ayrılmalarına imkân verdiği anlatılır. Sunnah

Diyanet’in yayımladığı çalışmalarda da kadınların Hz. Peygamber döneminde mescitte bulunabildiği, hutbe ve vaazları dinlediği, hatta kadınların erkeklerin eğitimden daha fazla yararlandığını düşündüklerinde kendileri için özel eğitim zamanı talep ettikleri aktarılmaktadır. Diyanet Hadislerle İslam+1

Bu tarihsel tablo bize önemli bir soru yöneltiyor: Bir kadının camide namaz sonrası tesbihata katılabilmesi ile onun bunu rahat, güvenli ve sosyal baskı hissetmeden yapabilmesi aynı şey midir?

Bence değildir.

Bir kadın teorik olarak camiye girebiliyor olabilir; fakat caminin kadınlara ayrılan bölümünün yetersiz olması, çocukla gelmenin hoş karşılanmaması, ulaşım problemi, güvenlik kaygısı veya aile içindeki beklentiler onun fiilen ibadete katılımını etkileyebilir.

Burada kadınların deneyimlerini tek bir kalıba sokmamak gerekiyor. Bazı kadınlar camide cemaatle ibadet etmeyi çok değerli bulabilir. Bazıları evde daha rahat ibadet edebilir. Bazıları çocuk, yaşlı bakımı veya iş nedeniyle camiye gidemeyebilir. Başka bir kadın ise camideki sosyal atmosferden rahatsız olduğu için evini tercih edebilir.

Dolayısıyla “kadınlar camiye gitmek istemiyor” veya “kadınların camiye gitmesi engelleniyor” gibi tek yönlü genellemeler, farklı kadınların gerçek deneyimlerini görünmez hâle getirebilir.

Erkeklerin Rolü Sadece “İzin Vermek” mi?

Burada erkeklerin yaklaşımı da yalnızca “kadına izin vermek” şeklinde düşünülmemeli. Çünkü izin kelimesi bile ilişkinin nasıl kurulduğuna dair önemli bir soru doğuruyor.

Hz. Peygamber’in “Allah’ın kadın kullarının mescitlere gelmelerine engel olmayın” şeklindeki uyarısı sahih kaynaklarda yer almaktadır. Diyanet Hadislerle İslam

Bu rivayetin günümüz açısından düşündürücü tarafı, ibadete erişimin başkasının keyfî engellemesine bırakılmamasıdır.

Dolayısıyla çözüm odaklı erkek yaklaşımı, yalnızca “eşim isterse camiye gidebilir” demekle sınırlı kalmamalı. Örneğin çocuk bakımını paylaşmak, camide kadınlar ve çocuklar için uygun fiziksel koşulların oluşturulmasını desteklemek, kadınların dinî eğitim taleplerini ciddiye almak ve ibadet alanında erkeklerin sahip olduğu sosyal avantajları sorgulamak daha somut adımlar olabilir.
 
Üst